Eğer bazı şeyleri zamanında fark edebilseydim; seni daha önce fark ederdim..
Eğer bazı şeyleri zamanında fark edebilseydim; seni hiç kaybetmezdim..
Eyer vurup atımın sırtına savaşabilseydim; seni geri alırdım yanıma, düşmandan..
Düşmeden koşabilseydim.. O zaman hala ayakta olurdum.. Yan olurdum.. Yanmazdık..
Farkındalık..
Dünya
Ben üzgünüm Dünya.. Çiçeklerini sulayamadım gözyaşlarımla..
Yetişemedim uzaklardan.. Dokunamadım..
Bir sözüm vardı sana, dilimi kestin onu da tutamadım..
Şimdi ne sözlerim kaldı, ne gözlerim var çiçeklerini sulamaya..
Ben güçsüzüm Dünya.. Aslında suçsuzum..
Parmaklarına dokunabilseydim eğer, kalbine gider tek damara asılı dururdum..
Bulurdum.. Çocukken kaybolan bütün misketlerini..
Avucumda tuttuklarımı avucuna kapatırdım. Tüm çocukluğunu.. Masum..
Bak şimdi yollar karanlık.. Görebiliyor musun önünü sisten?
Susma!. Sevebiliyor musun bir çiçeği bile kalpten?..
Ya canım boğazı.. Vapurlarını.. Meltem rüzgarlarını akşam vakti?.
Ya gündüz vakti güneşi görebiliyor musun?.
Hadi kandır Dünya bizi.. Şimdi kandırmanın tam zamanı..
Ben durgunum Dünya.. Dönemiyorum..
Ne oksijenim var senin gibi, ne ılık rüzgarlarım..
Sönemiyorum.. Dünya yanıyor, göremiyorum..
Gitme sen.. Bitme.. Dünya dönsün.. Hem bana.. Hem kendi ekseninde.. Hem benim..
Dön.. Dünya sensin.. Ben dönemiyorum..
Buralarda Kal.. Ben Seni Görürüm..
Şimdi ben dudakları büzülmüş, annesi kayıp, pazar yeri çocuğu gibi.. Sesim yok, soluğum var.. Bazen o kadar uzun süre konuşacak bi fırsatım ve insanım olmuyor ki, biri beni cep telefonumdan aradığında açmadan önce sesimi açmak durumunda kalıyorum..
Bir başka şehirde tuşlara basıyorum yine.. Ardından başka bir şehire sonra bir başka şehire daha geçeceğim.. Bir Tayfun Talipoğlu edasıyla değil ama.. Yollara vurmuş kendini bir Mecnun belki.. Ya da Mertcan işte.. Sadece Mertcan..
Güzel uyudum bugün.. Son otobüs yolculuğu baya bi hırpalamıştı oysa uyku düzenimi.. Uyumayı çok seviyorum bir de.. Bu üni.ye başladığımdan beri böyle.. Önceleri hep uyanıktım.. Bebekken de hiç uyumazmışım.. Annem sallarmış ayağında yarım saat.. Uyuduğumu düşünürmüş ve yatağıma yatıracağı sırada yine annemle konuşmaya başlarmışım.. Annem üzülürmüş..
Ama bu sefer ne uyumayı, ne güzel uyumayı sevdim.. Bu sefer uykudan uyandığım o en ruha dönük, hayata kopuk anda gülümsemeyi sevdim.. Hissettiğim paylaşma hissini.. Kendimle.. Kendimi.. Yalnız değildim de o an, mutluydum sanki..
Şimdi gidiyorum..
Geceleri bol bol kitap okuyup kendimi dinliyorum.. Bunu gündüzleri de yapıyorum.. Aşağıda 2 tane yeni yazım var.. Gece psikozlarımdan, son iki gecekine ait.. Öperim kaşlarınızın kenarından..
Postmodernlik mi? Sürrealizm mi?
Bir mandalina kabuğunu soyarak güne başladım.. Yanımdaki sigaranın dumanıyla gözlerim yanarken.. Ardından ellerimdeki kokusundan rahatsız olup yıkamaya gittim ve kapalı klozet kapağının üzerinde saatlerce düşündüm.. Sigara kokusu, mandalina kokusunu yavaş yavaş boğarken parmaklarımda..:
Soğuk taşa çıplak ayaklarını basarken hasta olmayı kim istemez??
Benim dışında herkes..'İstemez'..
Yanıma bir tomar mendil alıp, yatağıma uzanır, öksürüğümün geçmesini bekleyebilirim..
Çalışamadığım için bir tomar parayı kaybederken..
Ama kaybederken hala gülümseyebilirim..
Postmodernlik mi? Sürrealizm mi? bunu düşünebilirim..
Düşümde boğulabilirim, bilmediklerimi bilmediğimi fark ettiğimde..
Kelime oyunları yapabilirim şuursuzca yazdıklarımda..
İçimde saniyede binlerce şiir yazıp unutabilirim..
Ya da açıp; tv'de bir kelime oyununda, kendimi kendime kanıtlayama çalışabilirim..
***
Hayatımı nerede ve ne şekilde bitirmeye karar veremediğim gibi, kaderimin bana hazırlamadığını düşündüğüm bir son gibi, bir yazıyı da tam ortasında bırakabilirim.. Kimsenin okuyamadığı sonlar yazabilirim.. Sonra onları yakıp küllerini balıkların kafasına atabilirim..
Bilirim..
Bilirim öldükten sonra; balıkların üzerine sönmüş küller olarak düşmek istediğimi.. Çok ayaklı böceklere yem olmaktansa..
Sana Vaatlerim Yok İstanbul..
Sigara dumanı hep benim üzerime gelir.. 8 kişi olsa bile masada o duman hep benim burnuma kaçar.. Belalar da öyle.. Ya da sıkıntılar ya da karın ağrıları ya da.. Ya da...?
Fosforlu bir kalp.. Parıldarken habersiz ortada, oltaya takılır..
***
Herşeyi hatırlıyorum şimdi.. Silinmemiş hiçbir şey..
Aynı siyah ampuller yanık yanıbaşımda..
Elimde, kalbimde, dudaklarımda yanıklar..
Alt dudağım.. Üst dudağım.. Şimdi yanıklarıyla beraber birbirine kilitli..
Sonsuzluğu karışmış; daha kırışmamış ama kırışmaya meyilli ellerim kenetli..
Kalbimin yerinde bir krater, dumanı üzerinde.. Düşen göktaşından önce koca bir şenlikti..
Artık göğe kaldırmam başımı da; üzerime ittiği o taştan sonra..
Sıfır ışık etraf.. Yazıyla 'sıfır', rakamla '0'.. Tıpkı 'o' zamiri gibi görünüyor..
Örnek: O'nu özlüyorum.. Ya ölmek..?
Görmeye çalışan gözlerim gece görüşü..
Oysa gündüzün tam ortası zamanındayım günün..
Adım adım giderken, adım kalmadı.. Unutuyorum..
Gücüm yetmedi.. Sözüm hiç..
Bir güz'üm var ellerimde.. Yaprakları piç..
***
Vapurlarında ağladım İstanbul!
Günbatışlarında doğurdum kendimi..
Karanlık benim ışığımdı da, çok mu aydınlıktı İstanbul!?..
Sen de karardın.. Sen de kararttın..
Bir dudak değdi dudaklarına ve dudaklarım açıldı sonsuz sessizliğinden çığlığa..
Ne çığlık durdu.. Ne karanlık aralandı.. Ne aralar fasılasından kurtulabildi..
Durdurabildi sadece..
Aşkla atan, en azından atmaya çalışan kalpleri durdurabildi..
Bak ben bugün gidiyorum..
Sana vaatlerim yok.. Çünkü geri dönmeyeceğim..
Bana günahın yok senin de.. Çünkü daha sevmeyeceğim..
Her taşı senden, her rüzgarı senden bileceğim..
Belki akıntılarında yüzmeye çalışan yavru bir balık olarak geri geleceğim..
Ama asla topraklarında ölmeyeceğim!..
Gözlerim suskun, dudaklarım kuru..
Dudaklarım suskun, gözlerim kuru..
İçeride bir sel var, fırtına..
Ne sen sürüklen sularımda..
Ne de ben bu siyah sularımla yeniden çiçeklerini yeşerteyim..
B*k!
Çok uzun hikaye.. Çok uzun cümleler.. Bir adamın içinde hapis kalır..
Bir arada mıydık? Birliğin yerini genelde sizin dünyanızda yalan alır..
Ve yolda yalnız başına.. Aynı sonlar.. Daha olgun hisler..
Bir önceki kadar acıtamaz asla.. Ama daha fazla mide bulandırır..
Bu kesin dostum..
***
Siz kimsiniz ya! Kimsiniz ki ben size anlatayım? Böyle dediğime bakmayın.. Burnu büyük bir adam olmadım hiç.. Ama gerçekten.. Sizler kimsiniz??. Ben neden bir insanın gözüne bakarak anlatmıyorum da buraya yazıyorum.. Paylaşacak bir insan olsaydı bunu yapardım biliyorum.. Koyuyor bu çıkmaz bana.. Sonra diyorum ki: 'Koy....'
Yıllar öncesinde kalırım ben.. Ve bu bana koymaz.. Hissizim artık.. Daha yaşım 20.. Ben yaşamaktan tad almak istiyorum.. Çok mu istiyorum?.. E sen alıyorsun ya..! Ne farkın var senin benden..? Doğru.. Sizin böylesine bir derdiniz olmadı hiç.. Karınlarınıza ağrı saplatan cinsten.. Ya birşey söyleyeyeyim mi size? Ben zaten vazgeçiyorum ya..! Yetti!.. Daha yaşım 20 benim ya..
Çok ilginçleşiyor.. Giderek.. Her şey.. Ben yine sessizce bekliyorum.. Umrumda olur mu? Sanmam..
Yalnız Yürüdüm Bu Akşam..
Değişiyor, değişken bildiklerimiz.. Değişmez dediklerimiz bile.. Bak bir sayfam vardı mesela elimde.. Bir kitabı kapatmış oldum onunla birlikte.. Hamlesi tek.. Tekmesi pek.. Zorlandım.. Zorlanmadım.. Ağırlığından ağırlaşmış bir kas yığını oldum ben.. Çünküsü vardı bu sefer.. İnsanlar yağ olarak aldı sevgilerini bedenlerine, ben hep çalıştım kas yaptım.. Kasların %92'si suymuş.. Buharlaşıp gitti.. Bakakaldım..
Ben isterdim sarayım.. Sarardım da kollarım yettiğince de.. Kısa olduğunu öğrendim.. Susması kolay ama.. Susmuyorum ne yapacaksın?!.. Gelip buradan da mı atacaksın.. Şşş!!.. Kolay değil öyle.. Ben varım! Dokunamazsın sen o çocuğa.. Geri bas bakalım.. Yine beni sen kurtardın.. Senden başka da bi gücüm dostum yok zaten.. Beni seviyorum.. Saol adamım..
Yalnız yürüdüm bu akşam.. Daha geç vakitlerde de buluşmuştuk.. Bugün erkendi.. Yalnız yürüdüm.. Dert etmedim.. Zaten evim yakındı.. İlk kez'leri gördüm.. Yüzüm beyazdı bugün.. Beyaz tenimde ince sakallarım parladı.. Parlayan şeyler rahatsız edebilirmiş bunu gördüm.. Artık hayatımda bir şeylerin parlamaması gerekiyor.. Seçtim.. Gittim sakallarımı kestim.. Işığı söndürdüm.. Ampulü patlattım.. Ve tek ışık görüyorum..
Hastayım..
Siyah ötenazi.. Kırmızı intihar.. Bok rengi hastalık.. Bir bronşit öksürüğü kadar şiddetle, gürültüsü gür.. Ciğerlerimden dökülüyor avuçlarıma parçaları.. Hapşuruk kadar kalp durdurucu.. Şiddettinden dudaklarım parçalanıyor.. Şuursuzluğun baygınlığında bir sümük gibi yapışıyorsun her yere.. Geçici değil.. Her yere yayılıyor..
Hareket ettiğimde hemen bir yerime kramplar giriyor.. Uzanıyorum.. Öksürüyorum.. Gülümsüyorum.. Gülünce yeniden öksürmeye başlıyorum.. Kahvaltımı hazırlayana kendinden bir melek hediye ediyorum.. Sonra onlar dönüp gidiyorlar.. Korkmadan düşünüyorum.. Domuz gribi olduysam diye.. Benim gibi adamların yaşamak için ilk tercihidir genelde.. Böyle bir yazıyı yazmıştım zamanında (: İnsanlar doktora git diyorlar ama doktorların tatava olduğunu düşünüyorum.. evde dinlene dinlene geçiyor işte..
***
Zaman geçer avunacak birini seçer bu kalp.. Düşüşe geçerken tutunacak bir dal bulur.. Görünüşe göre yaşanan elbet unutulur.. -lyra vals'sel..
Bak.. Tek Tek Gidiyorum..
Adım adım atlıyorum taşlarında, dünya.. Ayağımın altından kaydırıyorum seni..
Sen.. Çakıllar..
Çakılı bir kalbi tutamıyorsunuz yerinde.. Kayıp düşüremiyorsunuz bile..
Denizler.. Dalgalar..
Denizde çakıl sektirir gibi sektiriyorum kendimi üzerinde..
Suyun üzerinde dalgalar oluşturur gibi..
Yavaşça genişleyip, biraz daha silikleşiyorum.. Ama kelebek etkisini göz ardı edemezsin..
Bunu ikimiz de biliyoruz..
***
Bak altımdan raylar geçiyor.. Sana diyorum!.. Peki ya üzerimden...?
Tekerlerim sakin ve yavaş.. Öyleyse kanar mıyım...?
Sus..! Ben kandan korkarım.. Ne kandır, ne kanat..
Eğer sanatsa yazabilmek, ben seni çizebilmeliyim.. Hey! Ellerimi bırak..
Yaralar açma ama.. Anlaşmalıyız bak..
Gel otur şu ağacın dibine.. Düşünmesene, gel işte.. Otur konuşalım..
Beni ezme.. Peki raylarından çekiliyorum..
***
Adi..
Kendimden Korkuyorum..
Gülüşlerin sıvasız duvarlarında, belli belirsiz siluetler.. Kafalarını çıkarıyorlar arada.. Görüyorum onları.. Mutluluk uzatıyor kafasını.. Durmuyor çok da.. Bakıp geri çekiliyor.. Pembe yanakları.. Çekingen.. Belli.. Fısıldarken duyuyorum.. Sesi ürkek.. Belirsiz.. Rüyamda korktuğum şeyler gördüğümde vücudum kendini uyarıp uyandırıyor bunu biliyorum..
Yaşlanıyoruz bakma.. Eskiye özlem yok.. Bir sarışın çocuğun koluna iğnesini batırdıktan sonra; ölmeyi bekleyen bir arının, deli çırpınışları var.. Omuzlarına vurmuş ağrısı.. Beyni uyuşmuş.. Uca doğru buruşmuş.. Soluk alışları hızlı.. Veremeyişleri hızlı.. Bir yavaş zaman kalmış.. Pek de zamanı kalmamış..
***
Bir stadta izleyici kitlesiyim.. Tek koltuğa sahibim.. Sahipsiz.. Kütlesiz bir kitle.. Dili kilit.. Sessizliğimden bağıramadığım tezahüratlarım; beni bırakıp uçuşan rüzgarla gidiyor.. Rüzgar bile sessiz.. Beni kendi sessizliğimle aldatıyor.. Kaşarı rüzgar olmuş hayatların, sessizliğim yine orospuluk yapıyor..
Dışarıdaki tükürük köftecilerin kokusu burnumda.. Burnum düşüyor.. Sırtım üşüyor.. Garip.. Önüm boş.. Yanım boş.. Ardıma dizilmiş insanlar çığlık çığlığa tezahüratta.. Gol oluyor ya da top yine direkten dönüyor.. Gözlerim kapalı, görmüyorum.. Top çizginin üzerindeyken bir aşk çıkıyor ortaya.. Maçın hakemini oynuyor.. Ve herkes hakemin anasına avradına sövüyor..
***
Ne karnım aç.. Ne kalbim tok.. Ne ses.. Nerede kalp.. Nereden ışık.. Nasıl koku.. Ne Yok.. Nerede boş.. Nereden loş.. Nasıl leş.. Hızlı ve seri uçup gidiyor.. Son kullanma tarihi geçmiş.. Üzerinde bile yazmıyor..
Arnavut Kaldırım..
-Harika! Biz geldiik! Hadi kapıya çık..
***
1..
2..
3.. Şişe.. 3.. Kişi.. 3.. Klişe.. Ve 4..
Lambalar siyah ışıklı.. Bir tek gözler var gecenin karanlığında parlayan kedi gözleri gibi.. Keskin.. kokular da gözler gibi.. Sessizlik en az seviyesinde.. Eşiklerden geçilmiş.. Seçilmiş sonlar.. Baş dönmeleri.. Ara ara göze çarpıyor tüm çirkinlikleriyle; İstiklal'in çükü kesilmemiş dönmeleri.. Kahkaha sesleri uyumuş martıları kıskandırıyor.. Biraz temiz hava, bolca duman.. İçine çek.. Sonra onun içine doldur içindekileri..
***
Geçen geceki dumanlar göğe bulut olmuş.. Biliyordum yağmurun geleceğini.. Yine yağacak.. Yüzüme vurduğum sular temizlik hissi vermiyor.. Ya yüzümü hissetmiyorum ya da yüzüme değmeden akıp gidiyor.. Vazgeçiyorum.. Elimde kahvaltı için küçük kurabiyelerden var.. Bir kahveciye girmeden önce yaklaşık düşünebildiğim kadar saniye düşünüyorum.. Yağmur başlıyor.. Ben başlayacağını biliyorum.. Yağmur yağdığında kamburunu çıkararak, boynunu kabanının içine sokan tipleri düşünüyorum.. Bakabildiğim kadar yukarı bakıp, ıslanabildiğim kadar damlaları kabulleniyorum.. Boynum dik ve içeri gömülmemiş.. Günaydın yağmurları uyandırıyor beni.. 'Günaydın' diyorum..
Üzerimde gri paltom.. Müfettiş Gadget'inkine benzemeyeninden.. Ben yürüdükçe yürüyor bulutlar.. Ben döndükçe dönüyor eksenim.. Arnavut kaldırımları ıslatırmış.. Kaçıp gidiyoruz.. Hala kamburumuz yok.. Boynumuz dışarıda.. Çarpıyor günaydın yağmurları.. 'Günaydın'..
Bayram Öğleni..
Bayramınız mübarek olsun sizin.. Benim de olsun, ama ne zor sanki.. Güzel olsun.. Güzellik ne ki ama? Sustum tamam.. Bayram bayram umutlu olmak gerek.. Bak bir espri yapayım hatta.. 'bugün bayram erken kalkın çocuklar' ben uyumadım ki, ahaaa aaa! :D
Uyandım.. Evde kimsenin varlığı çarpmadı gözüme.. Gözlerim açıktı bu sefer hem de.. Gökyüzünü bulutlar sahiplenmiş.. 'Buraları bizim olm!' deyip deyip gürlüyorlar şimdi.. O kadar sıkışıklar ki bulutlar, o kadar griler ki artık acıdan ağlıyorlar.. Yağmur diyorlar buna mesela.. Ben üzerime iki beden büyük bir gömlek geçirdim.. Altımda çizgili şortum, üzerimde 19 eylül tişörtüm.. Ayaklarım çıplak benim.. Annem yeni halılar almış, onların üzerinde yürüyüp salona geçerken bir garip hissediyorum.. Evde rahat rahat sigara içmekten zevk alırdım hep.. Zevk alıyorum şimdi.. Odadan gitarımı aldım, ne zamandır sevişemiyorduk.. Gök gürültüsü arada giriyor kayıtlara.. Yağmur sesi ise sadece sokak kaldırımlarında yankılanıyor.. Bayram ki bugün.. Beni bayıyor sadece, artık bayramlar.. Ki bugün bayram..
Eskiden anneannem vardı.. Dedemle bizi beklerlerdi.. Evleri kalabalık olurdu hep.. Dedem ne yaparsam yapayım kulaklarımı çekmezdi bayram günleri.. Kulaklarım küçüldü de küçüldü şimdi.. Yıllar oldu görmüyorum onları.. Bir daha da göremem zaten.. Özleme hissinin meşru olduğu bir kalbe sahibim..
Şimdi Göktan yazdı bana.. 'Gel bize ben de evde tekim' diyor.. 'Bilemiyorum abi' dedim.. 'Kahve yaparım olm, gel' dedi.. 'Geleceğim'.. Aynı anda bir kahve teklifi daha aldım.. Sevindim..
Bayramınız mübarek olsun sizin.. Ben eşlik edeceğim yine..
Beyaz An..
Ben hala aynı gecenin sabahında; aynı sabahın akşamına meyillim..
Bir gün seni soluduğumda; düşünmeden ölmeye yeminliyim..
Gözlük camının buğusunda seni izlerkenki nefesimi, nefesinle harmanladıktan sonra vermeliyim..
Ben uçabilirim.. Ama senin kanatlarını istiyorum..
Görebilirim.. Ama senin gözlerinden görmek..
Gidebilmek var uzakta.. Yakında sevebilmek saklı..
Gitmek gerekirse, ben senin adımlarını istiyorum..
***
Isırasım var yanaklarını..
Çık gel diyorum. Evet çık ve gel..
Öperdim.. O kadar diyorum..
Küçük şeyler büyüyor ya seninle, ben bunu seviyorum..
Sen uyu istiyorum.. Sen hemen yanımda uyu..
Ben dudaklarında gezdireyim parmaklarımı..
Öptüğün erkekleri, hastalık sonrası uçuklarını, hikayeni anlatsın parmak uçlarıma..
Sonra burnundan öpeyim, öyle uyandırayım..
Sen gözlerimin içine bak..
Neredeyse hatırlıyorum şimdi seni..
Uzak..
Ballı gözlerini Adrasteia
İzin verseler öpmeme
Durduraksız üçyüzbin kere öperim
Hiçbir zaman da kanamam..
Kuru başaklardan daha sık olmazsa
Öpüşlerimizin buğdayları..
Catullus
Kafiyeli Yazılar Yazarım O Ayrı.
Oysa neleri atar oldum içime..
Sansürlenmiş tüm kelimelerim kendiliğinden..
O'ysa neleri sever oldu şimdi..
Sansürlerini teker teker yere bırakarak ilerledi..
***
Dünyaya oyun oynuyorum.. Beni tanımayan milyarlarca kişiye.. Beni tanıyan yüzlerce kişiye.. Ve benim harf harf bildiğini sanan bir elin parmakları kadar kişiye.. Bir tek kendime gerçeğim ve bir elimin parmaklarına.. Adımlarıma gerçeğim, aldığım nefeslere.. Verdiklerime.. Suskunluğuma.. Her şeyin kandırmacadan ve sonsuzluğun sonuna inanmaktan ibaret artık tüm gerçeğim..
Bana sorulan düzenli sorular var, cevabını düzenli olarak veremediğim.. Cevabını verebilmem için belli bir düzenin varlığına ihtiyaç duyulan sorular.. Benim tek düzenim, düzenli dengesizliğim.. Sessizliklerim ve sessizliğe yakın seslerim var benim.. Eskiden tonlarım vardı konuşurken.. Çığlıklarım bile..İpini kestim ve bıraktım.. Koluna, derin bir çizik küçük kızın.. Ve artık sen de git.. Ya kolundaki acısı?..
Sorunsuz sorunlarım ve çözmeye çalıştığım sorularım var benim.. ''Ne kadar çözülmeyi bekleyen soru varsa, o insan o kadar yaratıcı olur' demiş ismini bilmediğim biri.. Eskiden yaratıldığıma şükrederdim.. Şimdi sadece yaratıcılığma şükredebiliyorum..
Normal bir şekilde ölmeyeceğimi biliyorum.. Belki bir trafik kazasında, bilerek kemerimi takmamışken ben.. Belki bu şehirde beklenen muhtemel depremde.. Ki o zamana kadar hala bu şehirde olur muyum bilmiyorum.. Belki de kanserden.. Ki kanser olsam kemoterapiye bile gitmeyeceğimi biliyorum..
İnsanlar gülsün. Ben onlara ayak uydurmaya devam edeceğim.. Dilimin sivriliği mi bana kaybettiren?.. Onu da insanlardan öğrendim.. Ama sessizliğime neleri sığdırdığımı ben biliyorum.. Bir gün seslerim de bitecek.. Üniversitedeyken karşı komşu 'Dr. Şinasi' gibi bir olacağım belki.. Aydan aya faturalarımı yatırmak için dışarıya çıktığımda karşılaşacak insanlar benimle.. Ama sessizliğimde, kimsenin duyamadığı kelimelerim de bittiğinde; ben de bitmiş olacağım..
Çok üşüyorum şimdi ve titrememi durduramıyorum.. Bu şehre yağmur yağabilir.. Bulutlar üzerimi kapatmaya başlıyor çünkü.. Ve küçük kızın koluna belki bir çizgi daha atılıyor uzaklarda..
Camı Aç, Örtüyü Silkele..
Güzel sabahlar vardır.. Uyandıktan sonrasının güzel olacağını bildiğin.. Cep telefonunun alarmından bile önce uyanırsın..Kalkar hiç vakit kaybetmeden perdeleri açarsın.. Gözlerinin altı bile o kadar mor değildir.. Aslında sabah kahvesini seversin ama çoğu zaman aklına bile gelmez ya da üşenirsin.. Bu sefer güzel bir kahve hazırlarsın ve güneşi içine doldurursun.. Kendine hemen en güzel 'güne başlama şarkısı açarsın.. Bu lise zamanlarında belki 'm.v.ö - daha mutlu olamam' şarkısıdır, ama bugün 'morning star'.. Yaşamak için gaza geldiğin ama bir türlü gaza geldiğini kabul etmediğin anlardandır..
Evde yalnızsındır.. Bunu fırsat bilip sigara içtiğini bilen, ama seni bir tatilde birlikte türk kahvesi içerken beraber yaktığınız bir sigaradan başka sigara içerken görmediği, görse üzüleceği bir annenin yokluğunda sigaranızı yakarsınız.. Bir anda gelirse diye oda parfümü sıkarsınız, sonra oda çiçek kokar.. Uzun cümleler de kurarsınız, çünkü kurabilecek kelimeleriniz vardır.. Sonra yer yer şişirmeye çalıştığınız kaslarınızı biraz daha çalıştırırsınız.. Ne derdi:' Nefes al, nefes ver..' Nefes alıp verirken, yan dairedeki boya-badana kokusunu alırsınız.. Bu koku temizdir.. Yenidir.. Ve sonra içinizin de duvarlarını boyarsınız.. Tiner kokusu yerine, sevdiğinizin teninin kokusuna bulanırsınız.. Ve dilinizde bir şarkının bir cümlesi hep.. '' The same three words each time. I am fine..''
Bir Metropolün, En Retro İnsanı..
Son bir haftada allak bullak edildim.. Ne kadar da çok kırıldım.. Anlar mısın? Nereden bilebilirsiniz? Anlatamadım ki hiç.. Sesimi bile çıkartamadım hatta.. İttiler beni, dışarıya doğru adım adım.. Tekme yoktu belki ama ellerinin tersiyle, küçük küçük.. 'Kaçın kurtulun!' diyemiyorum size.. Kaçıp gitmemenizden korkuyorum.. Sevdiğim ve düşündüğüm insanları birer birer terk ediyorum şimdi.. Kendimi de terk ettiğimi bile bile.. Benim yanımda olmak istiyorlar belki.. Destek olmak, acımı paylaşmak.. Ama onları siyaha bulamak istemiyorum.. Bir anda cesaretimi toplayıp 'görüşmek istemediğimi' söylüyorum.. Kalbim belki de 'hep kal' derken.. Onlar bunu neden söylediğimi anlamıyorlar.. Ve yanımda adım adım uzaklaşırlarken, aslında kaçıp kurtulduklarını bilmiyorlar..
Aklınız kalmasın.. Sorunlarıyla başa çıkmaya çalışırken insan, hata yapar.. Ben daha büyük hatalar yapmamak için en başından hata yapıyorum.. Bu bir yangını, ters rüzgar yardımıyla yine yangınla durdurmak gibidir dostum.. Benim güldüğüme bakmayın.. Hayat ne kadar eğlenceli görünse de, bir metropolün en retro insanı olmak zorundayım ben.. Hayat her zaman pasta yemekle, başka bir gün başka bir kahveyi denemekle, deniz kenarında sigara tüttürmekle olmuyor.. Yapayalnızım.. Nereden bilebilirsiniz? Anlatmadım ki hiç..
Bugün bir insan dokundu omzuma.. O, 'geçecek' dediğinde inandım geçeceğine.. Ama kıyamazdım.. O hep yanımdaymış gibi hissedeceğim varlığını, gücünü, desteğini.. Ama zarar verebilirim insanlara.. Veriyorum da.. Onları istemeden kırabilirim.. Çünkü kırgınım.. Sinir sistemim bir sistemden çok canavara benziyor.. İlkokuldan bir arkadaşımı gördüm biraz önce sahilde.. Konuşamadım, dilim tutulmuş gibiydi sanki.. İnsanlardan bu kadar mı uzaklaştım? Konuşamayacak kadar? Utandım sonra konuşamadığım için.. Ve o an kelimelerime küstüm.. Kötü biri olmadım hiç.. Ya da olmaktan korktum hep.. Başkasını kıracağıma kendi kalbimin kırılmasını tercih ettim.. Bu sefer de bundan farkı yok.. Siz hep iyi kalın.. Ben size hiç zarar vermiş olmayayım.. Siz benim kötü biri olduğumu bilin ve benim için üzülmeyin.. Ben ise hep iyi biri olduğumu düşüneyim ve hiç üzülmeyeyim.. Sebep? Nereden bilebilirsiniz? Anlatmadım ki hiç..
Umut fakirin ekmeğiyse, benim fırınlarım var dostum.. Damlaya damlaya göl oluyorsa benim okyanuslarım var; gözlerimle büyüttüğüm.. Denizaltı geçtiğinde dalga yapıyorsa usul usul, benim depremlerim var; tsunamiler oluşturan.. Bazen bir kaldırım taşına takılıp da tökezlediğinde, benim uçurumlarım var; kendine çeken.. Kaçın ve kurtulun 'duygu fakirliğinden'.. Okyanuslar boğar.. Tsunamiler sürükler insanı.. Uçurumlar daha yere çarpmadan öldürür.. Kaçın.. Ve kurtulun..
Dibi Tutmuş Hayatın..
Belki keşfedilmeyen bir dağın zirvesine kurarım delik çadırımı..
İçine giren rüzgara karışmasını isterim sesinin ey kuş!..
Yağmur damlasının tenime değmesini, ardından çıkacak güneşin tenimi yakmasını isterim..
Susmak isterim, konuşacak kimse olmadığı için..
Bir dağın zirvesinde yalnız kalmak isterim..
Gece uyumadan önce, ürkmeliyim yalnızlıktan..
Ürkene kadar yalnız olmalıyım.. Yalnızlığın tadını bile çıkaramamalıyım..
O kadar yalnız olmalı bu dağ başı.. Bu kalp..
Ben bile olmamalıyım..
Bir pusula, bir matara ve bir gökyüzü olmalı elimde.. Ellerimi ovuşturmalıyım.. Lacivert hırkam yetmemeli beni sıcak tutmaya..
Ve ben bir başkasının sıcaklığına asla ihtiyaç duymamalıyım..
Funk Mim.. KREATİV BLOGGER ÖDÜLÜ..
Kendimle ilgili 7 ilginç özellik istiyorlar, bakalım bakalım.. Ve aslında bu mim'in bana ilginç biri olmadığımı fark ettirmesi de iyi olmuş..
- Korku filmlerinden, üç harflilerden, ruhlardan falan korkmuyorum ben..
- Aklıma ilk geleni yaparım, sonunu düşünmedim hiç..
- En sevdiğim kelime 'merhabalar'dır.. Ki aslında bu ilginç bir şey değildir..
- Üniversitenin ilk yılında sıkıntıdan yerdeki fayansları sayan biriydim, ikinci sınıfta ise tavanı izleyip izleyip kısa film tadında hayaller kurardım.. Kendi kendime sohbet ederdim çoğu zaman..
- Bir keresinde tam 16 kere üst üste hapşurdum ama fix 2'dir.. Ayrıca daha erken ölebilmek için ya da ani bir kalp krizi olabilme ihtimalini düşünerek hapşırığını tutan biriyimdir..
- Yalnız dolaşmayı çok severim.. Çok arkadaşım vardır ama yalnız hissederim.. Yalnızlıktan korkmam da cabasıdır..
- Ve son.. İlginç biri değilimdir..
Bak bir de ben şimdi kimi mimliyim.. Kimi mimliyim ha?!. o_O
Buldum:
Acı Mutluluktur..
Principessa - Vitrindeki Manken
Winds of Doom - İblisin Havarisi
Ve sevgili Android'imiz - Gerçeküstü
Ve ve sevgili Komşu Kızı - Parce Que Je Sais
Alın size en 'Kreativ Blogger'lar.. Mimlendiniz kızlar.. Ödül de çok fiyakalı hem..
Söz Ver..
Sıcak bir günde gitmiştim içim yana yana.. Soğuk bir günde geri geleceğim..
Kendimi görüyorum sonuncu baharın koyu sarısında..
Ya da bir kara kışın, beyaz aydınlığında..
Aynı sokak lambasının altında beklemenin hayalindeyim..
Biliyorum, hava ne kadar acıtsa da vücudumu; ben hissetmeyeceğim..
Belki bu sefer yerler ıslak olacak.. Ama bu sefer bulutlar ıslatmış olacak..
Biz ise, günün tek güneşi gülümseyeceğiz güneş bildiğimize..
Islanacağımı bilirmişsin gibi bir küçük sarı havlu çantanda..
Yağmurun ıslattığı yüzümü sileceksin, şefkatini kokunla karıştırıp..
Belki seveceksin ilk sevdiğindeki gibi, sensiz kuruyan boynuma sarılırken..
''Döneceğim..'' demiştim ayrılırken.. Söz'dü son sözüm.. Sen duymamıştın..
Gündüzleri fark edemedim, gecelerin siyah ağırlıklı renksizliğinden..
Senin renklerine bulandıktan sonra, siyahı renkten sayamadım hiç..
Tıpkı siyaha bulanmışken, kendimi hayatta sayamadığım gibi hep..
Ben hiç, 'hep' olamadım ayrı gökyüzüne nefesimizi bırakırken..
Döndüm.. Pervanesi bozuk gemimdeki tüm yüklerimi denize atıp da geldim..
Sabahın erken saati.. Havanın soğuk hissi.. Ve sen, sıcak yatağın yalnız rüyalarındasın şimdi..
Giysilerimden bile kuru bir bankta, ıslanıyor elimdeki gevrek..
Şehri çekiyorum içime, senden bir koku arar gibi..
Şehir hala sen kokuyor bal.. Fazla uzakta olamazsın.. Anlıyorum..
Dönmeye değil, ''bir daha gitmemeye'' artık söz'üm..
Bir çiçek olsan ve dalımda asılı dursan hep sadakatinle..
Üzerimde solup, yeniden üzerimde doğmalısın renk renk çiçeklerinle..
Bir gün yeniden doğacağın dalın, artık yere düştüğünü görene dek..
Bir yaprağını düşür kenarıma ve rüzgarın bizi alıp başka bir yere sürüklediğini izle..
Bilmezdim aylar sonra sesinin bu kadar sessiz kalacağını..
Belki bir kalp çarpıntısıydı tepkin.. Belki gözlerinle gülümsemiştin benim göremediğim..
Sen gelirken aynı sokak lambasının altında, ben ölüyordum..
Umudum bittiğinde denizlere anlattım hep seni..
Denizler yağıyor üzerime şimdi bizi kavuşturmak ister gibi..
***
Umduğum kalbin umudunda nefes alıyorum..
Hiç vermemecesine.. Hiç gitmemecesine..
Umduğuma da, bulduğuma da, umut bildiğime de sarılıyorum şimdi..
Kısa Hayatın Uzun Yansımaları..
Birileri saldırdı.. Maskeleri vardı.. Güçsüzdüm, direnemedim.. Düşmandan farksız olmalarının tek bir sebebi vardı, çünkü yolumu kesenler tam anlamıyla zaten birer düşmandı.. Bir anda yüzüme vurdular.. Kanadı.. Kandırıldım..
Öteki boynumu sıktı iki eliyle.. Acıdı.. Nefesim kesildi.. Acıdım canavarlıklarına.. Aslan çenesi çaresizliğinde bir ceylan gibi havasızlıktı zevk aldığım.. Gülümsedim.. Oysa bu, benim de ceylanın da genel yüz ifadesiydi.. Yanıldım..
İçlerinden en sıska olanının bana çembe atıp, yere düşüreceğini düşünemezdim.. Güvendiğim küçük kaslarım vardı benim.. Tutunamadım.. Düştüm sonra.. Kalkamadım..
Biri tuttu ellerimden.. Kaldırdı.. Güvendim.. Sonramı arkamı döndürdü ve vurdu bana.. Söndüm.. Kapandı gözlerim.. Öldüm sandılar sonraları.. Hala başımdaydılar ve ben onların konuşmalarını duyuyor ama anlamayacak kadar şuursuz halde yerde uzanıyordum.. Uzanıyordum, çünkü kalbime bir darbe almadan asla ölmezdim.. Gözlerimi açtım ve maskelerini çıkarmışlardı.. Şaşırdım.. Hepsinin suratı birbirine benziyordu.. Ya da.. Aynı kişilerdi.. Gözlerimin açık olduğunu gördü içlerinden biri.. Bir kalem çıkarıp göğsüme sapladı.. K.O. oldum.. Ve artık uçabiliyorum..
***
Bir bulvarın geniş aralığında, dar bir banktayım.. Bank sarı renkli.. Hava kararmaya yüz tutmuş da kararmaya yüzü yok gibi hala aydınlık.. 'Drug Addict' görüntüsü yaydığım için insanlar bana sorunlu gözüyle bakıyorlar.. Oysa ben sadece 'sorumluyum'.. Spiralli bir ajandanın 18-19-20 eylül sayfasındayım.. Buraya çıkana kadar titredim, terledim.. Bir karın ağrısına sahibim.. Moralinin bozuk olduğunda kusan, güzel olduğunda hasta olan birini tanıyorum..
Gelirken boş bir masa gördüm.. Genelde hep iki kişinin oturduğu üç kişilik masalardandı.. Şimdi sıfıra vurmuştu.. Üzerinde oynanmayı bekleyen sedef tavlaların ağzı kapalıydı, ağlamış bir çocuk sonrası gibi.. Çift deste iskambil kağıtları rüzgarda uçmak üzere, kültablası kapatmışlar üzerlerine.. Bu akşam oynayasım da yoktu zaten.. Aklıma biri geldi gülümsedim.. Sesini duymayı ihtiyacım olarak belirledim.. Kapısını çalmalı ve kocaman sarılmak gerekirdi arnımak için.. Arı.. Bal.. Başucunu başucumla birleştirip uyumak istedim..
21-22-23 eylül sayfası biraz daha güzel.. çünkü defterin sağ tarafında kalan tarafını hep daha çok sevmişimdir.. Sallanıyorum oturduğum yerde.. Sarhoş olmuş olabilirim de.. Ya da olabilirim.. Dikdörtgen kaldırım hep ilgimi çekmişti.. Bir dikdörtgen kaldırım taşındayken gözlerim, daha yumuşak çizgileri olan hayaller kurdum.. Fasit daireler çizdim bir dikdörtgenin üzerinde.. Sonu yoktu..
Saniyeler önce yan bankta oturan bir kız oturdu yanıma.. Yüzüne baktım, güzeldi.. Yarı ciddi, yarı meraklı ve başka bir yarı kalmamasına rağmen biraz da esprili bir şekilde 'ne yazıyorsun?' diye sordu.. Anlattım biraz.. Bir kısmını okudum.. Anlamadı ama anladığını gösteren mimikler ve hareketler yaptı, aynı anda konuşurken.. Bizim burada üniversitede okuyormuş, o da biraz anlattı.. Telefonumu ister gibi oldu.. Verir gibi oldum.. Ama vermedim.. Çünkü bir gereği yoktu.. Çekindim de biraz hem.. Büyüktü benden.. Her perşembe dorock'ta çıkan SST'nin eski solistine benziyordu.. Sırtım kaşındı ve o an bir ele ihtiyaç duydum.. Yüzük parmağından tek bir damarla uzanabileceği bir kalbi olan, ele ihtiyacım vardı.. Ellerime dokundum.. Çizgilerimde aradım.. Çizgilerim yoktu..
Yolda yürürken camlardan yansımamı izledim..Kendimi gördüm.. Kaçamazdım da.. Gördükçe daha da sevdim kendimi.. Kısa saçlarımı.. Uzun kirpiklerimi.. Alırken ''kimin yanında giyeceim ki?' diye içimden geçirmeme rağmen aldığım lacivert hırkamı.. Belki de megalomandım.. Zaten insanları tanıdıkça kendimi hep daha çok sevdim.. Beni de zaten bir tek ben üzmedim..
Kalemim tükenme belirtileri gösteriyor, ama korkmuyorum.. Tükenmez dediğim ama her defasında tükenen kalemlerimi düşünüyorum.. Kalemlere güvenmiyorum.. (!)
Belli belirsiz nefes alışlarım.. Belinden sarılamadığım insansız aşk hissiyatlarım.. ''Bacaklarımın üşümesi normal mi?'' Ya çeneme kadar inmiş göz altı morlukları..? Bunun beni daha olgun gösterdiğini söyleyen insanlar oldu.. 20 yaşında bir insanın bu kadar olgunlaşması güzel bir şeymiş gibi.. Ve rahatlamadım onları söylediklerinde.. Büyümediğimi düşünmek hep daha da büyütüyor beni..
Ne zamandır istediğim bir şeydi sakin bir hayat.. 21 vitesini hiç kullanamadığım bisikletime atlayıp, Kuruçeşme park'a gitmek isterdim.. Evden aldığım bir piknik örtüsünün üzerinde, açılmış bir rose şarap ve çokça krakerle birlikte, okumayı en çok istediğim kitabı okumalıydım tek başıma.. Benim zaten orada olduğumu tahmin edebilecek insanlar, arkamdan gizlice gelip gözlerimi kapamalıydı ve ben onlara da bir kadeh doldurmalıydım.. Ertesi gün bir basketbol topunun, ellerimden bir çembere girmesini sağlamak isterdim.. Çemberden döndüğünde daha da hırslanmak.. Hayat da bir basket topu gibi zaten bebek.. Çemberden ne kadar çok dönerse, o kadar çok hırslanıyorum ben hep..
Bir paket sigarayı bitiriyorum şimdi.. Zaten pakedin içinde dört tane sigaram kalmıştı.. Son bir nefes dumanı takip ederek, kendimi uzaklaştırıyorum o banktan.. Bank sarı değil artık.. Bir kedi görüyorum ve onu yakalayıp sevene kadar da peşini bırakmayı düşünmüyorum.. Kedi sarı.. Peşinden gidiyorum..
Öyle Bir Başlık Olmalı ki, Yazıyı Okutturmalı..
Yaz mevsimi ister istemez insanın üzerindeki yükleri hafifletiyor. Yaşadığınız kötü şeyler, sevgili dertleri, kredi kartı borçları, anne-baba tartışmaları o kadar da koymaz oluyor bir anda.. Okul derdi, üşüme derdi, yeni bot alayım derdi falan da yok.. Bir de ister istemez daha aktif oluyorsunuz hayata karşı.. 'Hava güzel dışarı çıkayım öyleyse' deyip çıkabiliyorsunuz ya da bir arkadaşınız arıyor 'Mertcaan.. Beşiktaş'tayım buluşalım..' çıkıveriyorsunuz.. Sonra her yerde bir aktivite, etkinlik silsilesi.. İnsan ister istemez katılıyor birine dahi olsa.. Bir de bloggerların derin sessizliğinden de bu yoğunluk anlaşılabiliyor :)
Mesela Beşiktaş Belediyesi'nin yaz etkinlikleri var.. İsmail Ünal'ı babam gibi severim.. Böyle bir belediye başkanı olamaz, adam tam bir bitirim :P Bülent Ortaçgil, Zardanadam, Yüksek Sadakat konserleri, sinema filmi gösterimleri, Ceyhun Yılmaz falan gibi stand-up'çılar geliyor.. Biz de çiğdemlerimizi alıp, gidiyoruz.. Bunun gibi etkinliklerin olması bir Beşiktaş semti sakini (!) olarak güzel bir şey.. Ama üzgünüm koyu bir Fenerbahçeli'yim :D Hatta beşiktaşlıların çoğundan rahatsızımdır.. Lisede de ne zaman adam dövsem, beşiktaşlı çıkardı ya da yamuk yapan karaktersiz kim varsa çevremde hep beşiktaşlıydı. ilginç :P
Ondan sonra sigara yasağının 22. günü efenim bugün.. Bir çok kafe, kahvehane gibi yerler kapanma aşamasında.. Sigara içenler ise isyana başlamadı daha, ama yakındır.. Barbaros Bulvarı'nın kenarındaki çiçekliklerde insanların sıra sıra oturup sigara tüttürdüğünü görebilirsiniz.. Ama bir kafenin içine bakın ve boşluğun tadına varın, istediğiniz masaya oturabilirsiniz anti-sigaracılar.. Meydan sizin :) Elbet hükümet AB'den önce, kendi ülkesindeki işletmecileri düşünüp de direkt yasak yerine, daha ılımlı bir şey bulabilirler.. Sonuçta 'sigaraya da, yasağına da karışıyız'..
Alın size Ankara/Sakarya cad.'inden bir manzara. Özledim de Sakarya'yı.. Sulu 70'lik 4 lira :)
Bir de stüdyo çalışmaları başladı.. Solistimiz, kırmızı maydanozum pel , basist burak ve elektrodaki memüş ve de davulda ben :) Mehmet'in stajı dolayısıyla daha stüdyoya hız veremesek de, staj bittikten sonra daha verimli bir şekilde çalışmalara devam edebileceğiz.. Umarım (!) Ayrıca grup ismi hakkında kararsızız.. Eski adi 'Toksin'di, şimdi ne olabilir ki? diye kitlendik.. Fikri olan varsa yazabilir de ayrıca..
Bir de çatı katından basketbol topunu indirdiğimden beri, tekrar basketbola heves etmiş bulunuyorum.. Bugün parkta oynarken Conrad'tan çıkan iki tane turist çocukla maç yaptık, başka bir çocukla bir daha maç yaptık, yenildim falan :D Ayrıca sıcaklarla uğraşma derdi var.. Bu şehrin nem oranından gına geldi.. Ama bir şehri sıcak yapan sadece ' o şehrin sıcak olduğunu durmadan milyar kere söyleyen insanlardır' bunu da unutmayın. Öperim :)
Sonunu Düşünen Kahraman...
Yaş 20.. Yolun %28.571'si eder..
Ve ben ne ortasında olabildim hayatın, ne %28'inde..
Yol kenarında uzun dallı, yemyeşil bir ağaç değildim..
Denizin kenarında demirlemiş bir gemi de olamadım hiç..
Sadece kenarından geçtim hep bir şeylerin ya da en iyi ihtimalle kenarındaydım..
Bir kraterin dahi olmadığı yüzeydeyim şimdi.. En ufak bir iz bile yok..
Hafif tozlu, biraz yalnız, çokça siyah, az biraz gri..
Bir karakteri dahi olmayan sözcüklerdeyim.. En ufak bir anlamım bile yok..
Yazacak bir kalemim vardı benim, ucu kırık şimdi..
Sözlüklerim bile olurdu.. Eğer sözcüklerimi boğmasaydım kendi sularımda..
Ben doğmak istemezdim, doğranmış dünyaya.. Dünya da kendi gibi olmak istemezdi..
Lime lime parçaları ellerime bulaşmazdı hiç.. Küçücük ellerim kirlenmezdi..
Kuşları bahar şarkıları söylemeliydi.. Kışlarında, pamuk kar taneleri inmeliydi..
Kaybettik şimdi biz, tutamadık ellerimizde.. Tutuşmadı ellerimiz de.. Tutunamadık..
Hafifçe kaldırdık başımızı göğe ve yükselen dumanları soluduk tıkalı burun deliklerimizden..
***
Çocukluğumdan beri bir mum ışığından daha güçlü olmak isterdim.. Bir garip yarış, belki bir obsesyondu.. Ama o hep daha güçlüydü, perdelerin arasından süzülürken ışık ışık.. Ben ise ağlara takılmış bir balık gibi takılırdım perdelere.. Kompülsiyonu yoktu.. Uçamazdım.. Göğe doğru başıboş süzülemezdim.. Ben bir insandım, doğam gereği güçlü yaratılmış olmam gerekirdi.. En azından bir mumdan daha güçlü.. Hayır, bir mum benden daha güçlüydü.. İstese perdeleri de tutuştururdu.. Alev alev bir evi de yakabilirdi.. Ben sadece perdeleri hep kapalı bir evde ölmeyi bekleyebilirdim.. Yanması ya da yanmaması fark etmezdi hem o evin.. Yansaydı söndürmeye yetmezdi gözyaşları bile.. Becerebilirdim belki ya da sindirebilirdim sadece ölmeyi.. Yanmasaydı bile, kapıyı açıp da dışarı bir adım atacak gücüm olmazdı.. Belki atabilirdim ya da ilk adımımda merdivenlerinden yuvarlanırdım bu eski apartımanın..
Sonumu düşünüyorum, düşünmeden.. Ve bir sona yaklaştığımı hissediyorum giderek.. Çünkü ben bir hayatın kahramanı olamadım hiç..
İstemek..
Eksikliğimin 'insan' eksikliği olduğunu biliyorum.. İnsan eksikliği derken de insan sayısından bahsetmiyorum.. Bu çok uzun bir konu işte.. Her şeyim fazlasıyla var.. İmkanlarım da öyle.. Ama imkansızı istiyorum ben sanırım.. Ya mutsuzluğa çok alıştım ya da mutluluğun uzun sürmeyen bir kavram olduğunu bildiğim için mutluluktan kaçar gibiyim..
Karamsar görünmek istemem.. Karamsar da değilim zaten, sadece zorla yakaladığım sakinliğimi bozdum bu gece.. Eğlenmekten rahatsız olan başka bir insan var mıdır acaba?
Paylaşabileceğim bir insanım olmadığını düşünüyorum.. Boşlukta döne döne, nerede bile olduğumu bilmeden sürüklendiğimi hissediyorum.. Aslında bu kadar 'hissediyorum..hissediyorum'' diyorum ama aslında en büyük sorun bu.. evet ben hissedemiyorum..
Ve ben hissetmek istiyorum..
3.45'lik..
Bir uçurtmaya bağlansam.. Benden daha güçlü..
Ya uçurtma olsam? Ya ipi?..
Bir çocuğun çamur bulaşmış ama tertemiz eli olsam, ipi tutan?..
Orta yerimden kopsam? Ağlamaz mı küçük çocuk?..
Suçlamaz mı birilerini? Kendini?..
Üzülür de susmaz mı küçük dudakları? Korkmaz mı küçük gözleri?..
Küsmez mi?..
Güvenir mi kalın derili yetişkinlere?..
Yetişir mi boyu buzdolabının en üst rafındaki tatlı kasesine?..
Saçları incecik uzayabilir mi, rüzgara hediye?..
Dinleyebilir mi öğütleri?..
Yağmurdan sonra toprak siluetinde, cenneti koklayabilir mi?..
Soru sorabilir mi, -mi ekiyle biten cümlelerle?..
Mutlu olmak varken, ben yoktum.. Gülerken insanlar, ben insan değildim.. Dağlar yüce karşımdayken, ben yerin dibindeydim.. Bir oyun oynarlardı sokaktaki çocuklar, el ele döne döne; ben hep evin penceresindeydim.. Saatler akar giderdi, ben bakar dönerdim.. İnsanlar koşardı, ben hep üşürdüm.. Onlar indirirdi, ben hep düşürdüm.. Her tavanı izlediğimde biraz daha üzüldüm..
Küçüktü eldivenlerim.. Parmaklarım küçüktü.. Hayallerim..
Ağlarken sümüklerimden bile utanmayacağım yaşımdaydım..
Konuşmazdım onlarla, çekinmezdim ama dil de çıkarmazdım..
Bana yaşımı sorduklarında, hep 2 parmağımı gösterirdim..
Baş ve orta parmak.. Yolun başında, ortada bir hayat..
'Sen 5 yaşındasın'' der ve gülerlerdi bana..
Bilmezlerdi ben hep okula başlayacağım yaşımdaydım..
Şimdi yaşımı soranların yüzüne cevap bile vermeden bakıyorum..
Oysa bilmiyorlar 2 parmak sonrası yaşımda öldüğümü, ben biliyorum..
Ve artık gösterecek bir parmağım yoktu, bir başka gökyüzüne..
Bir 45'lik koydum gramafona..
Şarkıya veda ederken, şarkı da vedalaşır gibi..
Notalarıyla sarıldığı son can..
Açık kalmış göz kapaklarımı indirdi..
Karnıma bir bıçak bıraktı ve bitti..
Gramafon ağladı..
Hayat da tıpkı bu şarkı gibi 3.45'likti..


